Bazı vakitlerde yazmak ve konuşmak risk almaktır. Örneğin birkaç yıl önce ülkenin gündemini işgal eden faili meçhuller konusu vardı. Yani siyasi cinayetler. Şayet siz de o günlerde ‘evet bu işlenen faili meçhuller veya siyasi cinayetleri kim yapıyor, kim destekliyor ise üzerine gidilmeli, ortaya çıkarılmalı’ şeklinde bir cümle kullandığınızda birileri tarafından devlet, hükmet karşıtı ilan edilmeniz mümkündü.

Eğer birilerinin ucuz suçlamalarına maruz kaldığınızda özellikle sosyal medyada birkaç kişinin de kalemine malzeme olur iseniz vay halinize. Bir anda kendinizi manşetlerde görebilir, linç edilmiş olabilirsiniz. Nitekim geçmişte bu damgayı çok sayıda insanın ve kurumun yediğine şahidiz. Bunun en bariz örneği türkü sanatçısı Ahmet Kaya oldu. Ahmet Kaya için bu haksız suçlamalarda bulunanlar, onun yurt dışında sürgün hayatı yaşamasına neden olanlar, ona o günlerde vatan haini diyenler ise itibar görenlerdi. Hazin olan ise o dönemde hakları korunanlardan bazılarının daha sonraki günlerde mevki – makam - güç sahibi olunca eksi günleri unutmuş olmaları, yasakçılar gibi olmaları veya onlarla birlikte iş yapmaları, yanlışları sona erdirmek yerine mağdur edilenlere sadece sabrı tavsiye etmeleridir.

Türkiye’de yukarıdaki cümlelerin dile getirdiği riski en fazla yaşayan kişi hiç kuşkusuz Recep Tayyip Erdoğan oldu. İstanbul Büyükşehir Belediye başkanlığına aday olmak istediği andan itibaren karalanmaya başlandı. Ona ‘Muhtar Bile Olamaz’ denildi. Ancak o büyük destekle cumhurbaşkanı oldu. Ancak onun cumhurbaşkanı olduğu dönemde kimi zamanlar kasıtlı kimi zamanlar ise yaşanan acı gerçeklerden dolayı yargıda adaletle ilgili yaşanan sorunların olduğunun konuşulması ise üzüntü verici olmaya başladı. Bu konunun gündem olması ise durumun sosyal bir mesele olduğu ve büyük bir boyut kazandığını göstermektedir. Bu acı gerçeği Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın dile getirmesi ise konuya daha başka boyutlar kazandırdı. Dileriz bu tür konular kraldan daha kralcı olanlar tarafından bazı olumsuzluklar dile getirildiğinde hemen inkâr yoluna gidilmez. Bu gerçekleri kabul etmek için ille de çok üst makamlarda birilerinin onu dile getirmesi, konunun medyada gündem olması, mağdur olan kişinin hayatına son vermesi beklenmez, beklenmemeli. Şayet o zamana kadar birileri zarar görmüş, haksızlığa uğramış, mağdur olmuş ise bunun en büyük zararı hiç kuşkusuz Allah’ın ayakta tutulmasını emrettiği adaletin zarar görmesi demektir. Tarih göstermiştir ki adaleti ayakta tutmayanlar, adalete zarar verenler ise hep helak olmuşlardır.

Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan 27 Nisan 2018 tarihinde Anayasa Mahkemesinin 56. Kuruluş Yıl Dönümü Töreni’ne katılan misafirlere Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde ‘Bir yerde adalete olan özlem çok fazla ifade ediliyorsa orada zulüm var demektir. Çok kritik bir yönetim değişikliği sürecini suhuletle neticeye ulaştırdık. Şimdi 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak erken genel seçimlerin ardından tüm unsurları ile hayata geçecek olan yeni yönetim sistemimiz ile yürütmeyi daha güçlü, yasamayı daha itibarlı, yargıyı da daha bağımsız hale getirmeyi hedefliyoruz’ şeklinde bazı açıklamalar yaptı. https://www.yenisafak.com/gundem/cumhurbaskani-erdogan-konusuyor-3257435 Bu açıklamalar bir anlamda yargıda adalet terazisinin doğru işlemediğinin ve bundan birilerinin de rant elde ettiğinin ilanıdır. Bu açıklamadan itibaren hak arayışında olanlara engel olanların ise inandırıcılığı kalmayacaktır. Keşke yargıda adalet sorunu bu denli büyümeden tedbirler alınsaydı, istismarcılara, içte ve dışta fırsat kollayanlara malzeme olmasaydı, mesele bu kadar büyümeden seçimlere gidilmiş olsaydı. Keşke bu ve benzeri konular Cumhurbaşkanının danışmanları, yakın çevresi tarafından seçimlerden çok önceleri görülseydi ve çözüm bekleyen meseleler olarak Cumhurbaşkanına sunulsaydı. Keşke adalete olan güven ve sosyal barış zarar görmeseydi. Keşke insanlarımız kriterlerin ve yanlış kararların kurbanı olmasaydı.

Her ne kadar cumhurbaşkanı 24 Haziran 2018 tarihinde yapılacak seçimlerin ardından ‘yürütmeyi daha güçlü, yasamayı daha itibarlı, yargıyı da daha bağımsız hale getirmeyi hedefliyoruz’ demiş olsa da son yıllarda yaşanan birçok olumsuzluğun faturası Ak Parti hükümetine fatura edilecektir. Bu ise hayatı boyunca ötekileştirilen, dışlanan bir isme haksızlık olacaktır. Beklentimiz bir kişi bir gün bile haksızlığa maruz kalmadan hayatını adalet esaslarına göre yaşamalı. Çünkü insan onuruna yakışan bir hayatı yaşamayı teminat altına alan adalettir.

Adalet mülktür, mülk ise Allah'ındır. (Âl-i İmrân, 189) Adaleti ayakta tutmak gerekir. Adalet korunması gereken hem manevi hem de maddi bir değerdir. Herkese lazımdır. Adalet ideolojilere ve siyasi çıkarlara kurban edilmemelidir. Hz. Muhammed (s.a.s) in isteği olduğu üzere "Adil olanlar, kıyamet günü, Allah'ın yanında, nurdan minberler üzerine Rahmanın sağ cihetinde olmak üzere yerlerini alırlar.’ düsturuna göre yaşamaktır.  Adaleti adaletten nasibini almamış kişilerin savunmasına bırakmamak gerekir. Adaletin gereğini yapmayanlar ve Allah’ın sınırlarını korumayanlar helak olur.

Ne ilginçtir ki Cumhurbaşkanına bu açıklamalardan birkaç gün önce kaleme aldığım ve kendisine de gönderdiğim bir mektupta tam bu konuları ele aldım. Bu konuları başkaları ile konuşmaya çalıştığımızda ise birilerinin yanlışları, hukuksuzlukları, adaletsizlikleri dile getirenleri hemen bir yerlere karşı olmakla suçlaması, itibarınıza zarar vermesi gibi büyük bir riskle karşı karşıya kalmanız mümkündür. Ancak bilelim ki zulüm payidar olmaz. Helak olanların durumuna düşmemek gerekir. Bakın ne buyuruyor Rehberimiz Hz.Muhammed (s.a.s) "Sizden öncekilerin helak olması, fakirler hırsızlık yapınca had uygulayıp nüfuzlu ve zengin olanları cezadan muaf tutmalarındandır. Vallahi Muhammed'in kızı Fatıma da hırsızlık yapsa onun elini keserdim." (Hadis-i Şerif)

Yazılarımı takip eden bazı kişiler benim de son yıllarda bazı kişiler gibi bazı adaletsizliklere maruz kaldığımı bilirler. Vakti geldiğinde, ömrümüz de olursa benim de içinde yer aldığım bazı eğitimcilerin günü geçmiş yönetmeliklerle, yetkin değil de özel yetkili kişiler eliyle nasıl mağdur edilmek istendiğini ve buna sebep olanları, insanları nasıl yönlendirdiklerini, ağır bir suç işleyen hatırlı kişilere ise dokunulmazken daha hafif suç işleyenlere anında cezayı nasıl yapıştırdıklarını, tarafsız görünümlü taraf tutanların isimlerini de vakti geldiğinde zikredeceğim inşallah.

İşte hepimizin uyması gereken ilahi ferman: ‘Ey iman edenler! Kendiniz, ana babanız ve en yakınlarınızın aleyhine de olsa, Allah için şahitlik yaparak adaleti titizlikle ayakta tutan kimseler olun. (Şahitlik ettikleriniz) zengin veya fakir de olsalar (adaletten ayrılmayın). Çünkü Allah ikisine de daha yakındır. (Onları sizden çok kayırır.) Öyle ise adaleti yerine getirmede nefsinize uymayın. Eğer (şahitlik ederken gerçeği) çarpıtırsanız veya (şahitlikten) çekinirseniz (bilin ki) şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.’

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.