Milli bayramlarımızı ve önemli günlerimizi nasıl kutlayacağımıza bir türlü karar veremedik. Bakan Ömer DİNÇER döneminde yapılan değişikliklerle, uzun süre alışılagelmiş, günümüzde sürdürülmesi çok da mümkün olmayan kutlama şekilleri değişti, ancak tartışmalar bir türlü bitmek tükenmek bilmedi.

En basit bir konudan bile rejim krizi çıkararak, insanımızın yarıdan fazlasını hain ilan edebilen bir anlayışla uzlaşabilmek ne kadar mümkünse, bu konuyu da çözüme kavuşturmak o kadar mümkün olabiliyor. Pedagoji biliminin doğrularıyla yaklaşıldığında, çözümü çok basit olan bu durum hiç gereği yokken ideolojik bir kavganın aracı haline dönüşebiliyor.

Eminim yetişkinler olarak hepimizin öğrencilik yıllarına ait unutamadığı çok anıları vardır. Köy ilkokulunda, eğlenceye dönüşen 23 Nisan kutlamalarını heyecanla bekleyen bizler,  ortaokul ve lise yıllarında, bando eşliğinde uygun adım yürümeyi, tören adımını, baş selamını ve ritmik hareketleri öğreninceye kadar neler çektiğimizi hiç unutamıyorum.

 Dönemin Beden Eğitimi öğretmenleri, sanki öğretmen değil de ordu komutanıydılar. Hayatımızı etkileyecek sınavların olduğu yıllarda bile günlerce alıkoyulduğumuz dersler de cabası. 19 Mayıs töreninde, beyaz spor ayakkabısı olmadığı için çarşı boyunca, çıplak ayakla tören yürüyüşünde yürütülen arkadaşımızı yıllarca konuşmuştuk o yıllar.

Askeri disiplin içinde anlamsız ritmik hareketlerden oluşan, bayram sevincini yaşaması gereken öğrencilerin değil de tribündeki büyüklerin eğlendiği kutlamaları, bugünün çocuklarına nasıl uyarlayacaksınız?

Milli bayramların amacına uygun kutlanması, tarihi şahsiyetlerin en güzel şekilde yâd edilmesi elbette önemlidir. Hafta içine yayılmış etkinliklerle, yaptırıma dönüştürmeden, şekle boğmadan ve öğrencilerin yaşına, duygu dünyalarına uygun, sevecekleri etkinliklerle, eğlenceye dönüştürerek kutlama programları hazırlamak daha kalıcı değer üretecektir. Yetişkinlerin de katıldığı, birlik ve beraberliğimize katkı sunacak, milli duyguları güçlendiren etkinlikler düzenlenebilir.

Halktan kopuk, boş tribünlere sergilenen resmi törenlerle, yasal zorunlulukları yerine getirmiş olmak mı değerlidir yoksa büyük küçük hep beraber severek ve eğlenerek katılacağımız etkinlikler mi daha değerlidir?

Okullara yazı yazarak, bütün milli bayramlar ve önemli günler, gününde kutlansın demek bana eski ilkel kutlamaları hatırlattı. İhtiyacımız olansa, severek eğlenerek ve anlayarak kutlayacağımız bayramlardır. İçeriği zenginleştirilmiş, öğrencilerimize uygun, zamanı esnek, geniş halk kesimleriyle bütünleşmiş etkinliklerle çok daha güzel kutlamalar mümkündür ve daha kalıcı etki bırakır.

Bayram kutlamalarının içeriği, resepsiyonun yeri, çelenk sunacaklar listesi ve sırası, andımız-İstiklal Marşı kıyası, ırkçılık gibi tartışmaları, birlik ve beraberliğimize değil güç kaybetmemize sebep oluyor.

Dünyanın en büyük havaalanının açılışı gibi gurur duyacağımız bir adımı bile değersizleştiren, tarihimizi gelecek kuşaklara daha kalıcı anlatabilmek için sembolik değeri olan 2023, 2071 gibi tarihlere vizyon tanımlayan mantığı anlamak, değer vermek, katkı sunmak varken; eski Türkiye’nin alışkanlıklarına dönmenin, toplumsal gelişmeye direnmenin ve İstiklal Marşı’mızı tartışmaya açmanın kimseye bir faydası olmayacaktır.

Bayramlar, sevincimizi, gururumuzu, tarihi başarılarımızı yeni nesillere öğretmek, ortak değerler olarak sevdirmek ve yaşatmak yolunda araç olmalı, kavganın ve ayrıştırıcı bir sürecin parçası olmamalıdır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.