Karne günü yaklaşıyor.  

        15 milyon civarında öğrenci 18 Ocak, Cuma günü karne alacak.

        Bakın daha çalışmanın başında karne günü yaklaşıyor dedim. Öğrencilerin herhangi bir heyecanından, velinin herhangi bir merakından söz etmedim.

        Niye?

        Çünkü daha karne alınmadan öğrenci de, veli de çocuğun notunu görüyor, öğreniyor, biliyor. 

Üstelik ve aslında çok mühim işlevleri olan  e-okul sayesinde, “Şu dersin birinci yazılısından şunu almışsın, komşunun çocuğu bu notu almış. Senin neyin eksik, yediğin önünde, yemediğin arkanda! Biz saçımızı süpürge ediyoruz, umurunda değil. Azıcık çalışsan olmaz mı? gibi söylemler dönem başından bu yana pek çok evde söylenip duruyorken...

Dahası okul önü sohbetlerin, akşamları uzun uzun gerçekleştirilen telefon konuşmalarının ana konusu bu değil mi? Çocuğu iyi not alan velilerin attığı hava, düşük not alanların kıyas üstüne kıyas yapmaları…

        Zira e-okul gibi bir üstün teknoloji pek çok çocuğun da karne bahşişine engel oldu, biliyorsunuz değil mi?

        Oysa bizim çocukluğumuzda karneler büyük bir heyecanla beklenir, kimi zaman önemli sürprizler yaşardık.

        Küçücük bir köy okulunda okuduğumuzdan okulumuzun sobasını  sırayla biz yakar, sınıflarını sırayla biz süpürürdük. Yine nöbetçi olduğumuz gün okulun tuvaletini de biz temizlerdik.

        Yine böyle nöbetçi olduğumuz bir gündü.  On beş tatile bir hafta vardı. İki dersliği, bir müdür odası ile iki kabin tuvaletini olan bu küçük köy okulunda o gün temizliği tamamladık. Okulda sadece nöbetçi öğrenciler vardı.

        Bu arkadaşlardan biri sanırım beşinci sınıfta okuyordu. Biz ise üçüncü sınıf öğrencisi idik.

        İşte o beşinci sınıfta okuyan ve şu anda yurt dışında yaşayan arkadaşımız demez mi ki, müdür odasını açalım, not defterine bakalım, notlarımızı öğrenelim.

        Olurdu, olmazdı derken, yine o arkadaş bir maymuncuk ayarlayarak öğretmenler odası da olarak da kullanılan müdür odasını açtı. Not defteri masanın üzerinde ışıl ışıl bekliyordu. Işıl ışıldı çünkü defter özenle kaplanmış, dolmakalem ile doldurulmuş, kazıntısı, silintisi olmayan bir sanat eserine benziyordu.  Kendi notlarımızı gördükten sonra not defterine sayfa sayfa baktık.

        Artık tüm notları biliyorduk ve sevinçliydik. Önce diğer öğrencilerin notlarını kimseye söylememek üzere yeminleştik.

        Arkasından icimiz cız etmeye başladı. Çünkü ilkokul  öğretmenimiz Hasanoğlan Atatürk İlköğretmen Okulu mezunu oldukça titiz biriydi.

        Ya bizim not defterinin herhangi bir yerine işaret koymuşsa ve bizim not defterine baktığımızı anlarsa…

        Neyse biz baktığımızla kaldık ve herhangi bir tespit ortaya çıkmadı.

        Lise ikinci sınıf öğrencisiydim. Hani birin on, ikinin yedi, üçün sekiz yapıldığı yıllar. Bunu yapan arkadaşlar ikinci dönemin başından veli imzalı karneyi okula teslim etmemek için karnesinin kaybolduğunu söyler, bu işten bir türlü sıyrılırlardı.

        Yine birinci dönem karneleri almıştık. Onluk sistemde beşin üzerinde notu olmayan sınıf arkadaşımız eve gidince “Tüm notlarım süper teşekkürü bir not ile kaybettim.” deyip gariban babasını kardırmış ve yüklü bir bahşiş almıştı da, “Çok zekisin be arkadaş, helal sana!” demekten kendimizi alamamıştık.

        Şimdi karne gününe az kaldı.

        Şimdi öğrencilerin öğretmenlerden not isteme zamanı. Bir puan verirseniz teşekkür / takdir alacağını söyleyen öğrencilerin öğretmenlerden not talep etme zamanı.

        Bu husus sadece söylemde değil biliyorsunuz değil mi?

        Not isteme işi artık şantaja, tehtide dönüşmeye başladı, bunu da bildiğinizi biliyorum.

        Not isteme nedeniyle kavgaların yapıldığını, silah, bıçak çekildiğini, öğretmen dövüldüğünü sık sık duyar olduk, yaşar olduk.

        “Şu gelen karne günü  / aratıyor inan dünü / istenen puanların / sardı dünyayı ünü.”

        Aman dikkat ha, veli olarak çocuklarımızı uyaralım, öğretmenler olarak çocuklara erdemin önemini her daim konuşalım. Alın terinin, helal kazancın kutsiyetini genç beyinlerin yüreklerine nakış nakış işleyelim.

        Bu realiteden hareketle karneye öğretmen görüşü yazarken; çocuğu, veliyi rencide edici, aşağılayıcı ifadelerden kaçınalım. Öğretmen görüşleri bölümüne çocuğun olumlu ve belirgin özelliklerini yazıp, onlara yol gösterici, özendirici cümleler yazalım. Zira her çocuk tektir, özeldir ve kendi öğrenme ortamı içinde bir gelişim seyri mutlaka vardır.

        Bunu yaparsak öncelikle öğretmen olarak bizlerin, sonra çocuklarımızın vicdanı razı, gönlü rahat, içi sıcacık, güvenliği sımsıkı olur. İnsan olarak yetişmenin ip uçlarını yakalar.

        Çünkü İbrahim Tenekeci’ nin dediği gibi, “İnsana, hakkına razı olmak yakışır. İhtiyaç duymadığımız yahut hakkımız olmadığı halde sürekli fazlasını istemek, şaşkınlık kapısını da açar. Huzur bulamayız.

        Değil mi ama?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.