'' Suriyeliler'' (terör, cinsel suç, kaçak çalışma ve dilencilik sorunları) ve muhtemel bir üçüncü dünya savaşı

Ülkemizde ‘’ Suriyeliler‘’ adı altında ciddi bir sorunlu vakıa mevcuttur. Bu sorunların yaklaşmakta olan operasyonlar veya bölgesel ya da küresel savaşlar ihtimali de düşünüldüğünde daha da katmerleşerek artma, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının namus, can ve mallarına yönelik tehdit olarak başka bir evreye geçme ihtimali yüksektir.

Bu ülkemizin şu an için sadece verimini düşüren sorununu; şimdiki ve gelecekteki daha da belalı halini tahlil etmek gerekirse: Ülkemizde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmadığı halde; yani devletimizin birçok vergi yükümlülüklerini yerine getirmeyen-ekonomik yükünü sırtlamayan ve yoksulluk yardımı da alan, ülkenin güvenle ve asayiş içinde yaşanabilir şehirlerinde yaşayan lakin ister istemez insanının doğası gereği asayiş, adalet ve ekonomik sorunlar çıkaran yaklaşık 5 milyon civarı bir insan topluluğu bulunmaktadır. Bir ‘’ millet’’ olmayıp bir çok farklı ırklar ve inanışlardan oluşan bu insan topluluğuna dair ülkemizde birey düzeyinde net istihbarat bilgileride mevcut değildir. İçlerinde bugüne kadar devlet güvenlik güçlerinin tespit ettiği ve yakaladığı bir çok terör örgütü üyesi de mevcuttur. Bu insanlardan birçoğu kendilerine Avrupa Birliği’nin gönderdiği bütçeden yardım yapıldığını düşünmektedir. ‘’ Suriye Devleti‘’ denen yerde de millet olamayan bu topluluğun normal şartlarda acil şekilde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına kazandırılması ya da mülteci kamplarında toplanması gerekmektedir. Lakin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak vergi verip askere gitmek zorunda kalacak ya da bunun maddi bedelini ödemek zorunda olacak olan bu insanların Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmak yönünde istekleri de soru işaretidir. Sadece ekonomik yük normalde Türkiye insanının önemseyeceği bir şey değildir ama bu topluluğun adalet ve asayiş sıkıntısı ve yükü de mevcuttur. 80 milyonluk bir millet nereden bakılırsa en azından 85 milyonluk hatta çevre coğrafya düşünüldüğünde on milyonlarca daha fazla insanın asayiş, adalet, eğitim ve sağlık yükünü çekmektedir. Bu çevre coğrafya insanıyla birlikte organik bir şekilde Türkiye Cumhuriyeti Devletine bağlanacak ise bir sıkıntı mevcut değildir lakin askerimiz şehit olduğu ve eli de silah tutabildiği halde umursamaz şekilde, ne Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne ne de ‘’ Suriyedeki‘’ soydaşlarına ne maddi ne manevi hiçbir yararı olmayan ‘’ Suriye insanının‘’ Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının sorumluluğunu taşımak istediği şüphelidir. Maddi durumu gayet yerinde olan ‘’ Suriyelilerin‘’ Türkiye’ye ekonomik katkısı olduğu teorisinin içi ise bomboştur. Bu insanların devletimize ve bütçesine ‘’ ekonomik katkısı’’ olması için hem bu insanların hem de alışverişte bulundukları insanların Türkiye Cumhuriyeti Devleti vatandaşı olması ve kayıtlı şekilde ekonomiye dahil olması gereklidir. Lakin bu topluluğun zenginleri yine bu topluluk arasından alışveriş yapmakta ülkede kira fiyatlarını yükseltmekte, kamplardaki kimileri ise kaçak çalışarak çalışma ücretlerini düşürmektedir. Ülke ekonomisi Türk insanı için her daim ikinci planda olsa da ülkenin ekonomisi adalet ve asayişi etkilediği için bu ‘’ Suriyeliler‘’ denen sorun birinci derecede önemli hale gelmektedir. Kamuoyunda genel şekilde ‘’jöleli-nargile içen-sahilde gezen‘’ şeklinde bilinen sorunların yanında terör, cinsel, hırsızlık suçlarının yanında dilencilik-hurdacılık kabahati ciddi şekilde sorundur. Ülke vatandaşlarının bazıları ekonomik zorluklar nedeniyle adli-idari suçlara sürüklenmektedir. Ülkemizin askeri, polisi, zabıtası ve diğer bir çok memurları çok daha fazla yük yüklenmek zorunda kalırken can vermekte ya da görev gazisi olmaktadır. Karşılığını almadıkları mesai yaparak, genç memurlar öğrenci kredileri, ihtiyaç kredileri, kredi kart borçları altında ezilmektedir. Üstelik ülke teşkilatlarında memurların sürekli intihar etmesine sebep olan sorunların ve teşkilat yapılarındaki çarpıklıkların çözümü yüksek maddi ve manevi enerji gerektirdiği için ertelenmektedir. Bazı teşkilatlarda şiddetli derecede ihtiyaç olduğu halde mali durumlardan ötürü amir istihdamları bile ertelenmektedir.  Yukarıda da anlatıldığı üzere millet olma yönünde bir irade göstermeyen bu toplulukta da bu durumu telafi edici bir istek bile gözlenmemektedir. Bu sorunların farkında değildir ya da kendi arasında da bir millet olmayan bu topluluğun bazı sorumlulukları ne kadar yüklenmek istedikleri de şüphelidir.  Bu Osmanlı’da da gözlenen ve onun içtimai hayatında ülkenin aynı nimetlerinden faydalandığı halde ülkenin yükünü yüklenmeyen ve bu haliyle onun zayıflama sebeplerinden biri olan sorunlarla benzeşmektedir. Yine Osmanlı’daki gibi çeşitli sebeplerden ötürü bürokrasinin iyi işlememesinden dolayı Balkan Savaşları’nda büyük dezavantajlar ortaya çıkmış, Birinci Dünya Savaşı’ında kontrol edilemeyen topluluklar ülkeyi zor durumda bırakmıştır. Aynı durum ülkede başka coğrafyalardan gelenler de dahil olmak üzere Türk milletine dahil olmadığı halde kendi geldiği coğrafyada da millet olma iradesi ve geleneği taşımayan altı milyona yakın Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan insan varken ülkemizi ve vatandaşlarımızı namus, can ve mal güvenliği yönünden ciddi şekilde sıkıntıya sokabilecektir. Bu insanların arasında ciddi sayıda terör örgütü sempatizanı, üyesi ve ‘’ muhaberat’’ üyesi de olabilir. Küresel bir savaşta ya da seferberliklerde ülke vatandaşları cephelerde mücadele verirken ve bu durum ülke asayişinin verimini düşürürken bu insanların ülke içerisinden nasıl davranacağı, ülkedeki buğday bile dışarıdan gelirken kıtlık zamanlarında ne yapacakları, ülkede nasıl davranacakları soru işaretidir. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının silah ve mühimmata kanuni yollardan ve hem de maddi açından ulaşmasının çok zor olduğu kadar bu altı milyon insanın geldiği coğrafyadan kendilerine silah ve mühimmat teminlerinin bir o kadar da kolay olduğu da unutulmamalıdır. Bu topluluk mensupları acil şekilde mülteci kamplarında toplanmalıdır ya da vergi ve askerlik yükümlülükleri altına alınmalıdır. Bu topluluğun Suriye’de millet olma iradesinden ziyade barış zamanında bile sokakta elinde uzun namlulu silahla gezen sivil ‘ devlet milisleri’ ve çok sıkı bir muhaberat denetimi ile bir arada tutulduğu unutulmamalıdır. Ülkemizdeki asayiş ve istihbarat sorunu ise hepimizin malumudur.

Namus ve can şakaya ve dalgaya gelmez. Ülkemizi sırtlayan asker ve memurlar şehit ve gazi olup sorunlarından ötürü intihara sürüklenirken şu idare eden günlerde bazı şeyleri düşünüp tedbir almazken bari yakın gelecekteki muhtemel savaş durumlarındaki ülke vatandaşlarımızın namus ve canını düşünmek gerekmez midir?           

                                                                                                                   

                                                                                                                   Mehmet DAĞLI

                                                                                                              İnfaz ve Koruma Memuru

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.