27 Mart Dünya Tiyatro Günü, devlet erkânı ve STK’larca yapılan basın açıklamalarını takip ettik. Bu önemli günün idrakinde, eğitimin teste kayışı ile başlayan, kaynak kitap sorulduğunda alınan cevabın; Sn. Bakan Selçuk’un da söylediği gibi, “TEST KİTAPLARI” olduğu, bunun dışında bir şey düşünmeyen bir gençliği düşününce, amaca hizmet etmeyen bir eğitim sürecinin, istikbalimizin teminatı olan bir nesle olan tesirindeki vazgeçme maliyetini düşündüm… Eğitim; çocukları hayata hazırlayan bir süreç olması gerekirken, “TEST” odaklı yaşanan bir süreçte, çocukları ezbere iten, akletmelerinin (analitik düşünme) önünü kapatan bir garabete dönüşmesinin nelere mal olduğu/olacağı sorusunun tartışılması gerektiğini düşünüyorum…

Eğitim, anne karnında başlayan, doğumundan ölümüne kadar devam eden bir süreçtir. Eğitimi her yaklaşım kendi bakış açısına göre tanımlar. Selahattin Ertürk, “Eğitim, bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla ve kasıtlı olarak istendik değişme meydana getirme sürecidir.”  Derken, İbrahim Ethem Başaran ise, “Öğreten tarafından hedeflenen davranışları öğrencilere kazandırmak için düzenlenmiş yaşantılar sürecidir.” Der.

Eğitimin Genel Amaçları;  

·         Bireylere bilgi ve beceri kazandırmak,

·         Toplumun yaşamasını ve kalkınmasını devam ettirebilecek ölçüde ve nitelikte değerler üretmek, 

·         Eski ve yeni değerleri bağdaştırmak,

·         Toplumdaki değerlere, süreklilik ve esneklik kazandırmak,

·         Çağ koşullarının gereklerine uygun ve geleceğe dönük yeni değerler üretmek,

·         Var olan değerlerin dağılmasını önlemektir.

Eğitim; bireyin kendisini gerçekleştirmesine, insan ilişkileri geliştirmesine yardım eder, ekonomik etkinliğini, vatandaşlık sorumluluğunu geliştirir.

Örgün eğitim sürecinde düzenlene eğitim durumlarının, eğitimden beklenen bu işlevlerin hayat bulması, çocuklarımızın bu yeterlikleri kazanmalarına yetmediğini düşünüyoruz.

Oysa bu süreçte önemli olan, kurumlarımızın; eğitimden beklenen işlevleri öğrencilere kazandırmaları yönünde daha etkin ve etkili olmaları, istikbalimizin teminatı olan gençleri yarına hazır olmalarını sağlamalarıdır.

İ. H. Baltacıoğlu, Eğitim, kişiliği geliştirmesi lazım derken,  Kişiliğin geliştirilmesi; bireyin anlama, kavrama, kendini tanıma, kendini başkasına ifade edebilme kabiliyetinin gelişmesi, hayal gücünün gelişmesi, iç dünyasının zenginleşmesi ve yaratıcı gücünün gelişmesi hususlarına dikkat çeker. (1) İ. H. Baltacıoğlu’nun önemsediği bir diğer amaç da;  “eğitimin amacı “bireyi toplumsallaştırmaktır”, yani “ona toplumsal bir kişilik kazandırmaktır” derken, eğitimin dışında kalacak her hareketin, toplumsal gerçeklik tarafından olumsuz bir tepki doğuracağını vurgular. Çünkü böyle bir durumda toplumsal kişiliğe sahip insanlar değil, köksüz insanlar yetiştirileceğine özellikle inanmaktadır. (2)

Baltacıoğlu gene eğitimde toplumsallaştırma için bir kaç ilke ileri sürmüş. Bir tanesi eğitimin kendi gerçek ortamında yapılmasıdır. Yani çocuk soyutlamasın, kendi ortamında öğrensin. Neyi öğrenecekse onun sahici ortamında öğrensin ve çalışarak yapması gerektiğine ve “Öğretmenin iki temel görevinden; birincisi olarak“çevreden başlayarak tabiatı tanımayı öğrenciye öğretmek”ikincisi olarak da“insanları sevdirmek olduğuna” dikkat çeker. (3)

İsmayıl Hakkı BALTACIOĞLU’nun da önemsediği ve İçtimai Mektep” isimli eserinde açıkladığı hedeflerini ve bu hedeflerine ulaşmak yönünde kaleme aldığı “Rüyamdaki Okullar-1944” isimli eserinde somutlaştırdığı çalışmasında dikkat çektiği hedeflerin çok uzağında olduğumuz akademik çevrelerce de ifade ediliyor.

Tiyatro, bu hedeflerin gerçekleşmesi, eğitimin işlevlerinin hayat bulması açısından en önemli eğitsel faaliyetlerden biridir.  

Aklın diliyle anlatamadığımız zaman, akıl dilini bırakıp, sanat dilini kullanmaya başlamak gerek… Toplumla iletişim kurabilmek için…

Tiyatronun toplumun eğitimindeki yeri ve önemini düşünürken, tiyatronun öncelikle insanları birbirinden ayıran ve her değeri bir yana savuran ırk din dil politika ayrımı gibi olguları birleştirici etkisini göz ardı etmemeliyiz diye düşünüyorum. Tiyatro her şeyden önce bu olguları birbirine yaklaştıran birbirlerine ortak eden her şeyi değerlendirmek gibi bir işlev üstleniyor. Tiyatro, insan yaşamında yer alan; gülmek, ağlamak, sevinmek, üzülmek, ferahlık duymak, bunalmak; kısacası kalple duygularla ilgili her şeyi değerlendiriyor. Tiyatro ayrıca bütün insanlarda ortak bir kalbin varlığını meydana çıkarmasıyla da topluma hizmet ediyor. Bu bakımdan tiyatro için rahatlıkla en etkili barış yolu da diyebiliyoruz.

Çünkü;

Tiyatro toplum ruhunu içinde taşır, yaşamakta olan değerleri dile getirir. Tiyatro, insanlığın kişiliğini oluşturan bir yerdir. “Sahne yaşamı insana sevinç, mutluluk veren, insandaki sanat bilincini oluşturan çok verimli bir topluluk yaşantısıdır.”  Tiyatro takım çalışmasıdır. Birlikte iş başarma duygusunun tadıldığı alandır. “Tiyatronun öyle özellikleri vardır ki, bir eğitim aracı olması bakımından onu bütün öteki güzel sanat kollarından üstün kılar. Bu özellikler onun hayata en yakın bir sanat kolu olmasından ileri geliyor. Tiyatro gerçek hayatın kısaltılmış, buna karşın gereksiz eklenti ve takıntılarından soyutlanmış, sıkışık bir şekildir. (4)

KONGAR, “Türkiye bugün yeni bireşimler arayan ve yapısı hızla değişmekte olan bir toplumdur. Bu nedenle, tiyatronun bugünkü Türk Toplumundaki işlevi ve önemi, göreli olarak oldukça yüksektir.” der (5).

Tiyatronun toplumsal işlevi, insanın, ilişkileri konusunda bilinçlendirilmesi yoluyla, insan-insan, insan-toplum çelişkisinin çözümüne yardımcı olmaktadır. Bireylerin hayatı anlamasını, hayatta yaşanması olası meselelere hazır olmasını, kendisi yaşamadan bir öngörü oluşmasına katkı sağlaması açısından büyük bir fırsattır “TİYATRO”.  

Toplumsal uzlaşma, birlik ve beraberliğin temini, tesisi ve devamının sağlanması açısından büyük bir fırsat olan tiyatro, değerlerin aktarımı, milli ve manevi değerleri özümsemiş, sağlam bir toplum yapısının oluşması açısından kendi özüne hizmet eden, değerleri ile savaşmak yerine, değerlerinin yarına taşınması ve doğal tekamülüne hizmet eden tiyatronun, toplumsal geleceğimiz açısından taşıdığı önem tartışılmaz bir gerçektir.

Eğitimin genel amaçlarının gerçekleşmesi, bizi biz yapan değerlerin/kültürümüzün neslimize aktarılması sadece okulların görevi değildir. Milli Birlik ve Beraberlik Ülküsünü şiar edinen, değerler eğitimine katkı sağlama odaklı faaliyet gösteren, toplumsal yozlaşmaya karşı duyarlı olupkültürel aktarım hedeflerine yönelik çalışmalarda bulunmayı hedef edinen her kurum, kuruluş ve derneğin, sosyal sorumlulukları içinde bu tür çalışmalar içinde yer alması gerektiğini düşünüyoruz.

 

----------------------

1. Baltacıoğlu, İ.H. (1942). İçtimai mektep. Genişletilmiş 2. Baskı, Ankara.

2. Baltacıoğlu, İ.H. (1942). a.g.e. 

3. Baltacıoğlu, İ.H. (1942). a.g.e. 

4. http://www.olusumdrama.com/default.aspx?pid=19365&nid=23566 (Erişim,28.02.2014)

5. http://dergiler.ankara.edu.tr/dergiler/13/1160/13634.pdf (Erişim,28.02.2014)

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Celal DEMİRAY 2 ay önce

Harikasınız. Tiyatro sanat. Müzik, resim. Vb etkinlikler ufkunuzu açar. Selam ve sevgilerimle