Myanmar hükümeti maalesef son zamanlarda da Arakan bölgesinde yaşayan yörenin Müslüman halkına karşı katliamlar yaparak mütemadiyen icra ettiği ‘düşük yoğunluklu soykırım’ faaliyetini gerçekleştirmekle meşguldür.  Amacı birçok açından stratejik olan Arakan bölgesindeki Müslüman halkı yok ederek, emperyalist politikalarını gerçekleştirmektir. İnsanların diri diri yakılması, tecavüzler ve yöre halkının başındaki birçok felaketler malumunuzdur. Durum o kadar kötüdür ki: hatırlarsanız yıllar önce bu facialara rağmen namusunu ve canını korumak adına göçe zorlanan yöre halkına, Sayın Cumhurbaşkanımızın hanımı Sayın Emine Erdoğan bir moral ziyaretinde bulunmuş, dönüşte ise oradaki durumun çok kötü olduğunu zor durumlarda ailelerini toparlayacak olan erkeklerin bile takati ve umudunun kalmadığını belirtmişti.

Arakanlı aktivist Dr. Muhammed Eyüp Han: ‘’ Tüm bu yaşananlar dünyanın gözü önünde gerçekleşiyor ve dünya bu zulme dur demiyor. Tecavüzü silah olarak kullanıyorlar. Tecavüzler, ölümler, bulunamayan cesetler, kimliksiz insanlar, vatansızlaştırılmaya çalışılan bir toplum, yakılıp yıkılan şehirler, köyler. Eğer müdahale edilmezse bir toplum yok olup gidecek.‘’ Kaynak: Anadolu Ajansı.

Türkiyemiz ise her zamanki gibi dünyadaki zulümlere duyarsız kalmamış, infiale uğramış ve devletimizin en üst kademelerinde de olaylara tepkiler verilmiştir.

Dünyada emperyalist odaklardan insanoğluna zulüm hiçbir şekilde bitmeyeceği aşikar olmakla birlikte şu sıralar başından türlü felaketler geçen Arakanlı kardeşlerimizin durumunda neye ya da nelere dikkat kesilmeliyiz? Nelerden ders çıkarmalıyız? Hangi tedbirler, tavırlar, eylemler dünyadaki zulme gark olan topluluklara devletimiz ve milletimiz eliyle yardım, rahatlama nefes alma sağlayabilir ya da en kötüsü düşünüldüğünde bir gün hangisi ya da hangileri ise müstevlilerin tarafımızı felaketlere sürüklemesini engeller?

İnsanların atalarından dedelerinden miras bir kimlikleri, hayatları ve vatanları vardır. Bu miras ve vatan o toplulukların hüviyetlerini oluşturur. Onunla hayatlarını idame ederler ya da kendileri ne kadar da farkında olmasa ya da inkar da etse bile onun uğruna o topluluklara saldırılarda bulunulur. Mesela Bosna olaylarında kimliklerinden bir haber olan Müslümanlar birlikte yaşadıkları ve kapı komşusu oldukları diğer milletlerin kendilerini neden katlettiğini ilk zamanlar idrak edememişlerdir. Anca zamanla unuttukları kimliklerini hatırlayabilmişler ve acı olaylarla Müslüman-Boşnak hüviyeti ile dirençlerine kavuşmuşlardır. Son zamanlarda cereyan eden olaylarda ise Arakanlı kardeşlerimiz ve Uygur Türklerimiz de yaşam mücadelesi verirken bir kez daha millet olma yolunu adımladılar, bir kez daha vatanlarından zorbalıkla kovulsalar bile gönüllerindeki vatan kavramı taraflarınca daha bir ileri aşamada tasavvur edildi. Evet vatanlarından kovulsalar da, hafızalarını silecek bir şey de icat edilse, gönüllerinde sakladıkları, kurdukları ve hep acıyla anıp hatırladıkları vatanlarını şu aklın erdiği alemdeki hiçbir güç silemez! Evet bir adım daha devlet oldular! Evet ‘’ devletten’’ ne anlaşılabileceği de işte burada dikkatimizi çeker! Şerefli bir nefes daha için verdikleri mücadelede attıkları her adım, her nefes, her an, her tecrübe; ister basit ister kompleks her organizasyon, her birlikte yola çıkıp göç etme ile biraz daha millet-devlete tekamül ettiler… Nasıl ki biz Türk olduğumuz için bin yıllardır göç edip dünya siyasetinde yarılmalara sebep olduk, ‘ devletimizi’ taşıyıp durduk, dünyadaki her dinde bir kolumuz oldu ve şu an İslam Dünyasının en önemli siyasi oluşumu Türkiye Cumhuriyeti olduysa; dünyadaki her siyasi cereyanda öyle ya da böyle bulunduksa ve böyle üzerimizden asla atamayacağımız bir hüviyetle kaçamayacağımız toplumsal alt üst oluşlarımız, savaşlarımız, maceralarımız hiç başımızdan eksik olmuyorsa;  bu yaşananlar da Arakanlı kardeşlerimizin kaçamayacağı kaderidir!... Anlaşılacağı üzere milletlerimiz hüviyetleri ile barışık şekilde ve şerefli bir halde mücadelelerini vermediği müddetçe, gerekli tedbirleri almadığı müddetçe rahata kavuşamayacak; bizler unutsak bile biz Türküz diye dünya bize saldırıp durarak bunu bize hep hatırlatacak, Arakanlı kardeşlerimize de Myanmar hükümeti ve ‘’ Budist rahipler’’ saldırıp duracaktır!...

Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türkiye halkı ise buradaki örnekten hareketle zaten kısmen yaptığı gibi dünyadaki mazlum halklara, devletlere; her türlü insani, teknik, bürokratik ve eğitim desteği ile şerefli yaşam mücadelelerinde yardım etmelidir. Türkiye-Anadolu coğrafyası mazlum halkların ve devletlerin vatandaş ve görevlilerinin daha da çok eğitim, sesini duyarabilme, vatanı için mücadele edebilme platformu olmalıdır. Nasıl ki faaliyetleri açısından mafyaya benzeyen ‘’ devletler’’ dünyada terör oluşumlarını destekleyip duruyorsa, Türkiye’miz de aksine dünyada mazlum halk ve devletleri destekleyerek siyasi iddiasını, hiç çekinmeden en güçlü şekilde ortaya koymalıdır. Başka türlü bir mücadele şekli düşünülememektedir çünkü binlerce yılın tecrübesinin kazandırdığı hüviyette bu yazmaktadır!... O halk ve devletler de gönül ve ‘ devlet’ bağlarıyla Türkiye Cumhuriyetine bağlanacaktır. Dünyaya olan kardeş millet ve devletlere yardım adına gerekli borcumuzu ödemediğimiz müddetçe, ödevimizi yapmadığımız müddetçe dünya huzurlu ve adaletli bir yer olamayacaktır.

İşte ‘’İnsanlığın son adası: Osmanlı’’ denirken bu kastedilmektedir.     

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.