TÜRKÇE MESELESİ, MADDİ; MANEVİ, MÜLKİ, FİKRİ, ENERJİNİN YABANCI UNSURLARDAN SAKINILIP,TÜRK VATANDAŞLARINA KAZANDIRILMASIDIR!...

TÜRKÇE BAZILARININ SULANDIRDIĞI ÜZERE BİR ' İNAT' MIDIR?

TÜRKÇE TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞI GİBİ DÜŞÜNMEKTİR!

EVET YİNE VATANAŞLIK HUKUKU!...

'' Türkçe'' Anadolu üzerinde kurulu olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin resmi dilidir. Bu dili ekseri çoğunluk anlar ve konuşur. Resmi yazışmalar ve devlet ile vatandaşın iletişim hukuku bu dil üzerinden yürür. Elbette Türkiyemizde çeşitli başka diller konuşulmakla birlikte asırlardan beri gele duran bir olgudur; Türkçe'nin İmparatorluk ve daha sonra Cumhuriyet coğrafyası ve onun etki alanında onun bir ortak dil olması, '' lingua franca'' olması bir teamül olagelmiştir... Bu durumun Türkmenlerin dinamik bir topluluk olarak gittikleri yere hem uyum sağlayıp hem orada bir fark yaratmasından Orta Asya'dan uzanıp; İran, Anadolu, Ortadoğu ve Balkanlara dinamik bir network oluşturmasından kaynaklana gelen bir durum olduğu düşünülebilir. Bilim dili bizler için bir zamanlar Arapça olmuş bu durum daha sonra ise Batı dilleri ile yer değiştirmiş olmakla birlikte, imparatorluk sosyal ve siyasal hayatında ağırlıklı olarak Arapça'dan ve Farsça'dan olmak üzere diğer dillerin de Türkçe ile harmanlanması ve Türkçe'nin temel olması ile '' Osmanlıca'' adı altında bir imparatorluk dili neşet etmiştir denilebilir. Bu dil imparatorluk dili idi. Osmanlıca; artısıyla eksisiyle bir '' imparatorluk'' olduğu için, mevcut siyasi cereyan ve şartlar bir imparatorluk dili neşet ettirmiş, Türkçe daha da zengin bir hal almıştır. Ancak hiç bir zaman Türkçe'nin sağlam temelleri üzerine kurulu bu zenginliğin, Osmanlıca'nın, Anadolu'yu ve diğer coğrafyaları Türkçe'nin özünden kopuk bir şekilde etkilediğini ben şahsen düşünemiyorum. Çünkü sonuçta ülkenin kaderinde söz sahibi olan imparatorluk yöneticileri Türkçe konuşuyor ve düşünüyor, Anadolu ve periferisi Türkçe konuşuyor ve düşünüyordu. Hala bugün icat edilen bazı teknolojilerin menzillerinin Viyana'ya ulaşması barajına dikkat çekilmesinden, etkisinin bugünlere geldiği müşahede edilebilen hasletlerden de anlaşılacağı üzere; devletin ‘ genişleme’ refleksi bile geçmişten bugüne ' Türkçe davranıyor'du!...

Türkçemiz; düşünüyor, yorumluyor, yayıyor, etki gösteriyor, sahip çıkıyordu, kalkan oluyor, savaşıyordu. Yani biraz daha somutlaştırarak anlatmaya çalışırsak, Türkçe; '' Osmanlıca'' adlı bir imparatorluk diline evrilerek; İmparatorluk içindeki içtimai hayatın önemli çarklarından oluyordu. İmparatorluk içtimai hayatı ise; asırlar boyu önce Batı'ya genişlemek; sonra Batı ile yoğun siyasi ilişkilerde bulunmak, imparatorluk olgusunun doğası gereği kabaca da olsa  imparatorluk sınırları dahilinde mevcut halkları hakimiyeti altında tutup onların oluşturduğu aura ve network ile yine onların hukukunu gözetmek, berkitmek ve yine bu enerjiyle imparatorluk sınırlarını korumak şeklinde tezahür ediyordu. İşte bu içtimai hayatın önemli çarklarındandı Türkçe-Osmanlıca... Yani anlaşılacağı üzere imparatorluk üzerinde yaşayan toplulukların diğer dünya topluklarına karşı bir nevi felsefi kalkanı olmuş oluyordu Türkçe-Osmanlı'ca. İmparatorluk siyaseti ile bütünleşik vaziyette, bu bahsi geçen toplulukların ticari-sosyal-siyasi avantaj ve haklarını dünyanın diğer güç odaklarına karşı kısmen koruyordu diye düşünülebilirdi çünkü Türkçe-Osmanlıca değindiğimiz üzere bu '' lingua franca'' yı konuşup bunun üzerinden düşünen insanların dünyaya bir network ile bir imparatorluk içtimai hayatıyla ortaklaşa bağlanması idi... İmparatorluk toprakları üzerinde Türkçe-Osmanlıca konuşup düşünebilenlerin bu toprakların nimetlerine, bu toprakların içtimai hayatının birer parçaları olarak, yabancı güçlere ve de imparatorluk içtimai hayatından yabancı insanlara nazaran ulaşma avantajları daha fazla idi çünkü… Her ne kadar ‘’ kapitülasyonlar‘’ adı altında sembolleşen ‘’ tavizler’’ dikkat çekse de, imparatorlukta cereyan eden maddi, manevi rüzgar, fikri üstünlük Türkçe-Osmanlı’canın tebaada yarattığı avantajlar sayesinde imparatorluk içtimai hayatında birikiyordu. ‘’ Peki nerede bu avantaj, nerede bu birikim?’’ diye sorabilirsiniz. O zaman şuna dikkat kesilelim derim: sanılanın aksine Osmanlı ‘’ yıkılmamıştır’’ çağın şartları gereği tasfiye olmuştur. Yani devletimiz sıfırdan bir bakiye üzerine inşa edilmemiştir. Hatta devletimiz aynı devlet olmakla birlikte; çağa, tarihe başka bir perspektiften bakma icabeti kaçınılamaz bir hal aldığından ötürü, imparatorluğun artık modern verimli bir ulus devlete dönüştürülmesi gerekmiştir… Anlatmak istediğim burada güçsüzlük kompleksine kapılmamak gerektiğidir, sadece Osmanlı coğrafyası ile Batı’nın şartlarının farklı olduğu durumuna dikkat çekmektir…

Elbette tahmin edileceği üzere bahsettiğimiz bu network ve aura ise tarihi şartların gereği o kadar yoğun ve aksiyonel değildi. Çünkü ilgili tarihlerde imparatorluk toprakları üzerinde verimli bir ulus devlet organizasyonu yoktu malumunuz, ama kabaca ve üstü kapalı da olsa Türkçe-Osmanlıca, imparatorluk içtimai hayatına dahil olan insan topluluklarının sosyal-ticari-hukuki haklarını ' rakip cereyanlara' karşı imkan dahilinde savunan mekanizmanın en önemli çarklarından olmuş oluyordu. Türkçe-Osmanlı'ca konuşan insan topluluklarının çıkarları, ticari ve sosyal hayatı, siyasi hayatı, söz konusuydu anlayacağınız; tabi ki imparatorluk mekanizmasının ve tarihi şartların izin verdiği ölçüde. Çünkü ilgili tarihlerde ne bugünkü gibi küresel bir dünya ve iletişim olanakları ne de bugünkü taş gibi bürokrasi ve ülkenin kılcal damarlarına kadar inme imkanına sahip diğer başka devlet mekanizmaları söz konusuydu...

TÜRKÇE SULANDIRILDIĞI GİBİ BİR MESELE DEĞİLDİR; TÜRKİYE CUMHURİYETİ VATANDAŞLARININ YAŞAM TEMİNATIDIR!

Mesele Türkiye Cumhuriyeti çerçevesinde dönen maddi, manevi, mülki, fikri enerjinin yabancı unsurlardan sakınılıp, yüksek verimle Türk vatandaşlarına kazandırılmasıdır!...

29 Ekim 1923 tarihinden itibaren devletimizin yeni rejim üzerine kurulu yeni bir verimlilik ve çağın gereklerinin esasına dayanan inkişaf hamlesi başlamış bulunmaktaydı. Bu hamle imparatorluğu kısmi reformlarla dünyanın diğer verimli modern ulus devletlerine imkanlar dahilinde benzetme çabalarını (ki bu çabalara devletin en üst kademelerinden bile kısmen olumlu bir yaklaşım geliyordu) temel alarak, devletin modern verimli ulus devlet yapılanması yolunda ivmeli bir hareketinin-inşasının başlaması resmi tarihi manasına geliyordu.

'' Modern verimli ulus devlet'' ülke üzerindeki herkesi kapsayan  bir vatandaşlık hukuku bağlamında, çifte standartlara mahal vermeyen, ülke üzerindeki vatandaşların enerjisini verimli bir şekilde ve organik bir bütünlük dahilinde değerlendirebilme ve de bu insanların ırk-dil-din ayrımı olmadan bu sinerjiye çifte standartlara maruz kalmadan dahil olabilmesine dair avantaj sağlama iddiasında idi. Bir imparatorlukta ise bunun aksine vergi veren-vermeyen, askere giden-gitmeyen, devlet kadrolarında yükselebilen yükselemeyen gibi topluklar arasında eşitsizlik ve adaletsizliğe sebep olabilecek durumlar cereyan edebiliyordu. Bu çifte standartlar Batı'daki gibi kitlesel orduların kurulamamasından, sanayi ve hukukun gelişememesine kadar bir çok dezavantajı beraberinde getiriyordu. İşte bu çifte standartlarla dolu içtimai hayatın aksine; 29 Ekim 1923'te Türk aydın ve vatanseverlerinin kısmen mevcut temelin inşasını tamamlama ve üstüne inşa etme iradesi resmen hayata geçmişti. Bu inkişafı geliştirmeye dair iradesinin en temel kolonlarından birisinin ise Türkçe olması gerekirdi.

NEDEN  TÜRKÇE'DE ‘ İNAT’ EDİYORUZ?

Neden Türkçe'de inat ettiğimizi az önce anlattığımız tarihsel dayanaktan temel alarak anlatmaya çalışalım... Bu coğrafyanın imparatorluk dili olan Türkçe-Osmanlıca; tarihin de ispatladığı üzere imparatorluğun dış dünyaya karşı imparatorluk motivasyonundan; Osmanlıca düşünmeye, imparatorluk coğrafyasındaki halkları dış etkilere karşı koruyan kalkanların alaşımında temel olmaktan, bu insanların bugünkü gibi tahayyül edilemeyecek bir yoğunlukta olmasa bile de bir networkuna kadar çok faydalı ve dış siyasi cereyanlara karşı koruyucu bir içtimai araçtı. Malumunuz bir dış güç, yabancı topluluk ve unsurlar Osmanlıca düşünmeden, konuşmadan imparatorluk içtimai hayatına dahil olamaz ve imparatorluğun maddi-manevi ve fikri avantajlarından ve birikimlerinden faydalanamazdı. Osmanlıca düşünebilecek ve yaşayacak unsurların ise, doğanın kanunu gereği, bu içtimai hayatta eriyip bütünle bir olarak imparatorluğa zararı olamazdı ve imparatorluk mozaiğine yerli bir unsur olarak devşirilip katılırdı. Bugün ise aynı araç, yani Türkçe, daha iyi bir teşkille Türkiye Cumhuriyeti sınırları içerisindeki her bir vatandaşın hak ve hukukunu korumak adına Türkçe-Osmanlıca'dan; modern verimli ulus devletin Türkçe'sine evrilmiş vaziyettedir. Değindiğimiz üzere Türkçe-Osmanlıca; imparatorluktan modern ulus devlete geçiş sürecinde, modern verimli ulus devletin Türkçesi’ne evrilmek zorunda idi. Temelde aynı olmakla birlikte tasfiye edilen imparatorluk içtimai hayatından devşirilip çıkarılan yepyeni bir dil… Pek tabi ki de; işlevi aynı; tarihten getirdiği bir çok birikim aynı, asırların ve asırların bu memlekette getiredurduğu avantajı temel almak aynı, içtimai hayata ve halka verdiği hizmet aynı, koruyuculuğu ve bu dili kullananların memleketini dış odaklara ve yabancı unsurlara karşı koruyuşu aynı!...

Bugün Türkçe; bütün Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşlarını; onların finansal özgürlük ve haklarından, Türk devlet kadrolarında görev almasına, bu toprakların nimetlerinden faydalanmasından, yine bu toprakların asırlar asırlar boyu içtimai hayatının aracı olagelmesine ve de  bu topraklardaki vatandaşların avantajlı şekilde bu topraklardan neşet eden; sanat-bilim-spordan faydalanabilmesine ve yine bu temel bağlamında düşünce dünyası oluşturmasına kadar hak ve avantajlarını korumaktadır. Biraz da karşıt bir perspektiften anlatmaya çalışır isek: Bu kutsal ' kalkan' Türkçe zayıflar ya da kötü niyetli mihraklar tarafından zayıflatılmaya çalışılırsa ve de bir de devletimiz nazarında resmi şekilde kanunlar nezdinde Türkçe düşünüp konuşanların tarihten geleduran bir ulus olarak avantajına halel getirecek şekilde zarar verilmeye kalkılır ise sonuç ne yazık ki şu olacaktır: yakın coğrafyadaki ya da dünyadaki herhangi yabancı emperyal ideolojik ya da fiziki güç, siyasi cereyan ya da akın; bu topraklardaki insanların enerjisini çalacaktır. Türkçe düşünenlerin, yaşayanların ve kanunlarla muhatap olanların fikri, maddi ve manevi olarak güçsüz ve dezavantajlı duruma düşürülmüş olması durumu; Anadolu coğrafyası üzerinde Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları gibi Türkçe düşünme, yaşama ve bunların getirdiği; Türk vatandaşlarının analarının ak sütü gibi helal olan bu tarihten gelip asırların mirası olan avantajlardan oluşan haklarına halel gelmesi demektir.

Asırlardan beri Türkçe konuşulan bu coğrafyada Türkçe düşünmeye alışmış Türk vatandaşlarının bulunması ve bunun da Anayasa ile ve diğer mevzuatlarla sağlamlaştırılması; Türk üniversitelerinden, Türk Borsasından ve finansından, Türk düşünce hayatından, Türk sanatından, Türk ticaretinden avantajlı bir şekilde, birinci elden Türk vatandaşlarının faydalanabilmesi demektir. Hangi ırk, dil ve dinden olursa olsun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları; Türkçenin ve vatandaşlığın getirdiği koruma kalkanından yani modern verimli ulus devletinin vatandaşlık hukukundan faydalanabilmeyi Türkçenin hukuki üstünlüğü ile temin edebilecektir. Bu Anadolu coğrafyasındaki diğer dilleri yok saymak manasına gelmez, Anadolu'nun lingua francası olan Türkçe'nin her bir Türk vatandaşını kucaklayıp devletin onları yabancı unsurlardan ayrıcalıklı tutmasını sağlamaya çalışmasını temin açısından bir hüviyettir!...

Türkçe demek: her önüne gelenin Türkçe düşünme ve Türk Vatandaşı olma barajını aşmadan; bu toprakların nimetlerine, bu topraklara tarihiyle ve geleceğiyle hayatını adayan bir ulusun maddi manevi rızkına ortak olamaz demektir!...

En açık haliyle de yazacak olursak; Türkçe’nin hukukuna dokunmak ve de onu diğer türlü oyunlarla zayıflatmak isteyenlerin uzun vadede bilerek ya da bilmeyerek hizmet ettiği şey: Sizlerin rızkından, düşünce dünyasına, iaşesinden; çocuklarının geleceğine göz dikmektedir. Vergilerinin kendi yardım bekleyen evlatlarımızdan yabancı unsurlara aktarılmasına sebep olmaktır!...

Türkçeyi zayıflatmak ve onun resmi dil olma avantajını bu vatanın insanının elinden almak; bu topraklar üzerinde Türkçe konuşup düşünenlerin vatanını, diğer dünyadan bütün yabancı güç ve unsurların yağmasına açmaktır!...

Mesele Türkiye Cumhuriyeti çerçevesinde dönen maddi, manevi, mülki, fikri enerjinin yabancı unsurlardan sakınılıp, yüksek verimle Türk vatandaşlarına kazandırılmasıdır!...

Evet Türkçe adeta görünmez bir kalkandır!

Anlaşılacağı üzere Türkçe; vergilerinizden, torunlarınızın geleceğine, asırlardır ve asırlardır bu topraklar üzerinde atalarımızın ve dedelerimizin fedakarlıkları-yaşanmışlıkları ile inşa ettikleri tarihe ve bu tarihin hala inşacı torunları yani bizlerin özgürlüğünden, iaşesinden, insanca yaşamına kadar koruyucu kutsal kılıçtır!...

En nihayetinde Türkçe; Türk vatandaşlık hukukunun en önemli kimlik ayracı olarak; Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ilgili bireylere Türkiye Cumhuriyeti modern ulus devletinin tüm imkanlarından yüksek verimde faydalanma, Türk vatandaşlığının koruyuculuğundan ve nimetlerinden faydalanma imkanı sağlamaktadır.

Türkçe güçlü olduğu müddetçe ve yasalarla bu güç berkitildiği sürece; Türk vatandaşı olmayan, Türkçe bilmeyenler, Türkçe düşünmeyenler, Anadolu üzerinde fikri ve mülki hakimiyet kuramayacaktır. Bu şekilde, sinsi emperyal oyun; akın, güç ve ideolojilere karşı Türk vatandaşlarının içtimai hayatlarının bütün alanlarındaki kalkanı Türkçe olacaktır!...

Anlaşılacağı üzere Türkçe'nin hiç bir ırk-dil-dinle alakası yoktur; Türkçe Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının güvencesidir, bütün mesele budur. İşte o yüzden bazı kötü niyetli odakların sulandırmaya çalıştığı gibi bir '' iç mesele'' değildir. Türk vatandaşlarının namusudur!...

Türkçe özgürlüğün ve bağımsızlığın teminatıdır!...

YAŞASIN TÜRKÇE!...

İlk yorum yazan siz olun
UYARI: Yorum yazarak topluluk şartlarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan kamubiz.com İnternet Sitesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Yazar Yazıları Haberleri