Değerli dostlar, sevgili öğrencilerim, sayın velilerim...

Her üreten, çalışan ve gayret edip farkını hissettirenler gibi birkaç defa sosyal medyada serzenişte bulundum. Bazı değerli dostlarım uyarıp, o zaman açık açık yaz da bilsin herkes diye telkinde bulundular. Ancak ben isimleri zikretmeden yaşadığım birçok hadiseyi sizinle paylaşmak istiyorum. Eminim siz de birçok cümleyi okurken kendinizden bir şeyler bulacaksınız. Bir insan çalıştığı kurumda belki bir veya iki defa mobbinge uğrayabilir. Normal mi? Tabii ki değil ama insanoğlunun olduğu her yerde benzer sıkıntılar yaşanabilir. Değerli dostlar, özetle şunu söylemek gerekirse, ben hayatım boyunca mobbinge uğradım. Nedenini sorarsanız inanın bilmiyorum. Ancak burada bahse konu olan süreç hepimize az çok bir fikir verecektir. Şimdi uzun ama etkili olacağını düşündüğüm bu yazıyı sizinle paylaşmak istiyorum. Belki birileri insafa gelir, ola ki birilerinin aklı başına gelir de makamını, mevkiini, gücünü olumsuz yönde değil de olumlu yönde kullanır. Ülkemizin geleceğine nasıl balta vurduğunu, gençlerin önünü tıkadığının farkına varırlar. Yoksa popüler olmak tanınmak gibi bir derdim zaten yok. Eğitim camiasının çoğu tanıyor biliyor zaten. Kimisi sever, kimisi itici bulur, kimisi kıskanır ama neticede tanırlar.

Belki de bu açıklamalarımla benzer sıkıntılar yaşadığımız arkadaşlarımızın da sesi olacağım. Belki, aman boş ver canım, ne hali varsa görsün diyeceksiniz. Her ne olursa olsun bu yazdıklarımın hepsi gerçektir ve yaşanmıştır. Sizi çok sıkmamak için mümkün olduğunca kısa keseceğim.

Efendim 1990'lı yıllardayız, ilkokula gidiyorum. İlçemiz küçük ve şirin bir ilçe... Bir veya iki Toros tarzı araba var. Hayal kuruyorum, o küçük dimağımda bir şeyler planlıyorum. Heyecanla bir gün derste öğretmenime seslenerek, öğretmenim ben yeri gelince yerde giden, yeri gelince uçan ve yeri gelince de yüzen bir araba tasarlamak ve yapmak istiyorum dedim. Hayatımın ilk şokunu o zaman yaşadım. ‘’Ula oğlum millet araba bulamıyor sen uçan arabadan bahsediyorsun.’’ diye dalga geçmişti. Tüm sınıf kahkaha atmıştı. Olur mu böyle şeyler diye ... Şimdi o tarz arabaya sahip olanlar dünyaya yön veriyor. Burada öğretmen arkadaşlarıma şunu söylemek istiyorum. Bırakın çocuklar hayal kursun, bırakın istedikleri gibi düşündüğünü söyleyebilsin. Lütfen sınırlandıran olmayın sınırları kaldıran konumda olun.

Evet sevgili dostlarım, ilk şokun etkisi geçmek üzereydi. Benim için hayal kırıklığıydı.

Aynı yıllarda 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı için Kaymakam Bey'in koltuğuna oturacak bir öğrenci arayışına gidildi. Kim olsun peki?

Temizdim, titizdim, sınıfın en çalışkanıydım. Adalet duygum yüksek olduğundan sanırım sürekli sınıf başkanlığı yaptığımı da hatırlıyorum. Sesim de güzeldi. Haliyle beni seçtiler. Önce okul müdürünün odasında prova yapalım dediler. Okul müdürünün koltuğuna oturdum. Gayet de güzel bir konuşma yaptım. Şaşkınlıkla dinledi herkes. Ancak son yaptığım espri olmamalıymış. Çok ama çok ciddi olmalıymışım.

Çocuk bayramı değil miydi bu?

Yoksa yine kocaman bir yüreği küçücük dar kalıplara mı sığdırıyorsunuz demek istedim belki de ama diyemedim. Usulca beni oradan indirdiler. Müdür yardımcısı N.T 'nin gözlerindeki o bakışı hiç unutamıyorum. Evet sen hak ettin çok iyiydin ama o benim müdürüm, benim üstüm yani… Karşı çıkamam, ne olur kusura bakma der gibiydi. Şimdi değerli dostlar ne olur bırakın çocuklar çocukluklarını yaşasınlar. Oldukları gibi görünsünler. Onları kalıplara hapsetmeyin. Göründükleri gibi olmayı başaramayan bir nesil çıkar. Sonra da onlara sanki hiç bir suçunuz yokmuş gibi Mevlana'nın öğütlerini sıralamaya başlarsınız.

Ortaokulda özel gün ve haftalar için sürekli yazı yazıyordum. Şiir yazıyordum. Her zaman panolarda benden bir eser olurdu. Ancak olaya rekabet olarak bakan şu bazı gözler yok mu? Her zaman bir yol bulup aradan sıyrılan birileri olur ya aynen işte böyle... Yazı yazma yarışmasında ilçeyi temsil edecekken son anda babası Ziraat Müdürü olan bir çocuğu seçtiler. Neden mi? Bahane şuydu. Senin yazın çok güzel ama  'y' harflerinin kuyruğunu kısa çiziyorsun... Bu sefer de o yapsın. Yapsın bakalım sorun değil de hakkı hak sahibine verelim demeyin o zaman. Gülünç değil mi... Şimdi ne olur dostlar -halen de duyuyoruz- babasının mesleği ne olursa olsun, hangi konumda olursa olsun onlara ayırım yaptığınızı hissettirmeyin. Ayrım yapmayın diyeceğim ama dinleyen olur mu bilmiyorum...

Çocukluğum böyle geçti. Sesim güzel olduğu için dışlandım, yazım güzel olduğu için dışlandım. Çalışkan olduğum için dışlandım. Sürekli sınıf başkanı olduğum için dışlandım. Hep sen dur biraz da onlar yapsınlar gibi cümleler ile muhatap oldum. Güzel futbol oynadığım için dışlandım. Mahallenin futbol takımındayım. En küçükleri benim yani. Kaptanımız S.B baskılara dayanamayarak beni takımdan çıkardı. Neden mi? Çünkü büyük abiler öyle istedi... Ben de büyüyeceğim elbet bir gün…Ama adaleti sağlamak için var olacağım yıkmak için değil.

Yıllar böyle geçti. Konya Selçuk Üniversitesinde matematik öğretmenliğini kazandım. Üniversitede de boş durmadım. Her kongreyi, konferansı, söyleşiyi takip ediyordum. Yazarlarla konuşmak, zaman geçirmek çok hoşuma gidiyordu. Sonra yazarlar ve halkı, öğrencileri bin bir zahmet ile söyleşilerde buluşturuyordum. Yazarları bul, belediyeden izin al, duyuru yap, salonu ayarla, ses sitemini ayarla, ikramları ayarla vs her şey bende. Haliyle sunuculuk da bende... Bir programdayız yine. Programın ilk bölümünü sundum. İkinci bölümüne geçtim. Gözlerinden ateş püsküren yetkili biri S.Ç gelip hışımla mikrofonu o kadar dinleyicinin önünde elimden aldı. Kekeke, mmm diye diye o programı rezil etti. Ben ne mi yaptım? Ne yapabilirim ki? Usulca oturdum ve misafirlerimi program bitince yolcu ettim.

Yani dostlar sizlerden ricam insanlara fırsat tanıyın, emekleri bir çırpıda egonuza kurban etmeyin. Başkasının başarısını, emeğini sömürmeyin. Çok istiyorsanız daha çok çalışın daha fazla üretin. Ama ne olur engellemeyin. Ülkemizde ne beyinler heba oluyor. Ya da beyin göçü oluyor. Yazık değil mi? Suçlu aranacaksa lütfen önce aynaya bakalım.

Neyse buna benzer olayları çok yaşadım. Sıkmamak için hızlı geçiyorum.

Üniversiteyi bitirdim. Doğuya atandım. Hiç boş durur muyum? Heyecanlıyım. Bıyıklarım yeni terlemiş. Öğrencileri en iyi anladığım ve anlaştığım zaman. Hemen projelere başladım. Okulun bir kısım boya malzemeleri vardı. Ben de hani maaşımı almışım. Keyfim yerinde aileme de yardım göndermişim. Adamlık taslıyorum. Elimi cebime atıyorum ve zevkle okula malzeme alıp okulun yemekhanesini, ihata duvarını, sınıfını boyuyorum. Haftalarca hem de . Çocukları eve çağırmalar, film izlemeler, onlara ikramda bulunmalar, gönüllü dersler. Hem de her gün... Neticede aklımda bir karşılık yok. Allah rızası için, geleceğimiz için yardım ediyoruz. (Doğuya atanan birçok öğretmen zevkle yapar bunları.)

Sodes Projeleri, Tübitak Olimpiyatları, Comenius, Bu Benim Eserim gibi projeler yazdım dereceler aldım. Gittik yarıştık ama orada da hep özel okullar seçildi her nedense... Sonra bir gün okul müdürü G.K beni odasına çağırdı. Hocam sana bir şey söylemeyi vicdan borcu biliyorum dedi. Neden dedim. İlçede ödül komisyonu kuruldu. Seni önerdim. Ancak o bizden değil bizden olanlara verelim dediler, dedi. O anda hiç aklımda ödül yokken neden hak ettiğim halde vermediler diye üzüldüm açıkçası. Acaba bu süreç hep mi böyle işliyordu. Şaşkındım. Öğretmen camiasına bunu yakıştıramadım. Yok yok bu istisnadır diye yoluma devam ettim. Yakıştıramadım.

İkinci hadise ise o zamanlar tüm yazışmalar elle, çıktı halinde yapılıyordu, ilçe şube müdürünün yanına gittim sayın müdürüm gelin biz Doğuya ışık ve umut olalım. Tüm Türkiye'mizde öncü olalım dedim. Nasıl yani dedi pis pis gülerek. Çocuk kılıklı öğretmen işte gelmiş yılların müdürüne ahkam kesiyor. Sayın müdürüm bilgisayar programı geliştirelim, tüm bilgisayarcıları çağıralım, gerekirse dışarıdan yardım da alırız. Milli Eğitimin tüm evrak akışını buradan sağlarız dedim. Hem kağıt israfını önleriz, ağaçlar kesilmez vs... diye devam ettim. Yahu dedi imzayı nasıl atacağız, mührü nasıl vuracağız hocam dedi...ve gülerek beni yolcu etti. Tabi o mühür üflenmeliydi değil mi... Şu anda o sitem var mı, var. İnşallah yabancı menşeli değildir diye umut ediyorum.

Şimdi ne olur sevgili dostlar, bu adam bizden, bu adam bizden değil onlardan bunlardan şunlardan diye ötekileştirmeyin.  O kim, ben kimim, sen kimsin? Aynı vatanın evlatları değil miyiz?

İnanın dostlar adaletli olmak çok kolay. Daha kolay. En kolay…Bana inanın en zorunu yani adam kayırmacılığı yapıyorsunuz. Yapmayın.

Ne vizyon sahibi, ne liyakat ehli öğretmeni küstürdünüz. Haberiniz yoksa olsun artık. Yaşlanınca emekli olunca vicdan azabınız ile baş başa kalacaksınız. Öğretmenler eğitimden elini eteğini çekerse -ki bunun sorumlusu sizlersiniz-, eğitim batar, ülke batar. Gençlik elden gider...

Neyse ki dostlar, iyi niyetimin bir göstergesi olarak bu talihsiz olayı da eğitim camiasına yakıştırmadan en az duygusal hasarla doğudaki görevime son verip İstanbul'a tayin istedim.

İstanbul, İstanbul!!! Eminim sen farklısındır. Gelinlik libası giymiş bir prenses gibisin. Yok yok sende. Aklını alırsın insanın başından. Ben sendeki zenginlikleri değerlendirmez miyim?

Yıl 2010 ve İstanbul Avrupa kültür başkenti unvanını almış. Benim için bulunmaz bir nimet. Okul müdürü Y.Ç son gün duyuru yapıyor. Arkadaşlar başvuru için son gün, başvurmak isteyenler yarın bana projelerini getirsin hibe var. İlçeye yollayalım. Öff son gün mü, kim takar ki, kim yetiştirebilir ki diyen oldu ama ben böyle demedim. Yaparım dedim. Uykusuz kalırım ama şansımı denerim. En azından içimde kalmaz. Oturdum sabaha kadar proje yazdım ve hepsi komisyondan geçti, hibe aldı. Osmanlı Saray yemekleri festivali mi dersiniz, Osmanlı Kıyafetleri defilesi mi dersiniz, Ebru Sanatı Etkinlikleri mi dersiniz, şu anda bakanlığımızın yaptığı takvime benzer takvim mi dersiniz, TSM öğretmen korosu kurup bin kişiye konser mi dersiniz, hepsini tek başıma organize ettim. Ben çalıştıkça veliler ve öğrenciler bana yaklaştıkça başkaları uzaklaştı, burun kıvırdı. Benden uzak durdular. Çünkü herkes için ben o okulda yeniydim. Herkes o okulun demirbaşıydı. Şurada bir parantez açıp şunu söylemek istiyorum. Bir okulda kaç senedir çalışıyorsanız çalışın artık şu alışkanlıklarınızdan vazgeçin. Kaç senelik olursanız olun. Kaç sene o okulda olursanız olun. yeni gelen bir meslektaşınıza erkek veya kadın fark etmez; eşit davranmak zorundasınız. Cahilce ve ilkelce hareketler eğitim camiamıza yakışmıyor.

Neyse kaldığımız yerden devam edelim. Herkesin ilgi odağı olmuştum. İdarecilerimin de, ama iyi yönde değilmiş; ödül vermek yerine soruşturma açtıklarında öğrendim. Soruşturma konusu ne biliyor musunuz? Geçen ay iki saat izin alıp sevk almışım. Sevk ortada yokmuş. Müdür yardımcısı bana sevk verildi ama kayboldu diyor. Ama bana buna rağmen soruşturma açılıyor. Burada gülelim lütfen sinir bozucu değil mi?

Bu davranışlardan ve yaklaşımlardan dolayı ben çok okul değiştirdim. Ola ki kendi tarzımda benim vizyon ve misyonuma uygun bir okul bulabilirim diye.. Başka da sebebi yok inanın. Her neyse, yine bir gün çalışıyorum, üretiyorum, okulda yeniyim, gözdeyim. Okul kapısından içeri girdim okul müdürünün sırtı bana dönük. İki müdür yardımcısı ve 5, 6 veli sohbet ediyor. Sohbet konusu da benim. Baktım müdür yardımcısı beni işaret ederek kaş göz işaretleriyle okul müdürüne uyarı veriyor. Ben olayı çaktım tabi. Okul müdürü tam o esnada,'' öööf bu Selçuk hoca da kimmiş yahu burada ben varım ben'' dedi bağırarak. Sonra yardımcısının kaş ve göz işaretlerinden arkasına dönmesi gerektiğini anladı. Döndü ve hooop karşısındayım. İnsan az cesaretli olur, dürüst olur. Yaaa Selçuk hocam hi hi hiii biz de senden bahsediyorduk. Yanlış anlama hi hi hiii.

Neyini yanlış anlayacağım. Yanlış anlayacak ne var ki?

Neyse bu okul da benim için bitmiştir dedim ve yollara revan oldum yine. Bir ihtimal sıradaki okul beni taşıyabilirdi. Yine okula ayak basar basmaz projeler yaptım. Yaptıkça yalnız kaldım. Yalnız kaldım ama öğrencilerim ve velilerim sayesinde hep başardım. Onların destekleri olmasaydı eminim canımı daha çok yakacaklardı. Her zaman birileri bir bahane bulabiliyordu, en ufak bir kusurda pusuda yatmış avcı gibi saldırıya geçtiler. Her zaman soruşturma açtılar. Baskı uyguladılar. Dışladılar.

Bana yine yol görünmüştü. Yeni okulum isim yapmış bir okuldu. Burası bana uygundu, tam benlikti. Canla başla çalışmaya devam ettim. Yine projeler, yine cepten harcamalar ve yine başarılar velilerin ve öğrencilerimin gözbebeği olmam için yetmişti. Bir gün bir veli ile problem yaşadım sonradan barıştık tabi mahkeme vs de oldu. Haklı çıktım, velimiz mahkeme salonunda çok sıkıntı çekti, renkten renge girdi. Tazminat açacaktım ama bana başkasını sıkıntıya düşürmek yakışmaz diyerek vazgeçtim. Sonra da bu iyi niyetimin göstergesi olarak barıştık. Neden yaptın dedim neden? Onca fedakârlıktan sonra neden? Ne dese iyi? Hadi lütfen tahmin edin. Bakın dostlar, okul müdürüne velimiz gitmiş olabilir. İnsanlık hali bu. Söz konusu çocuk olunca yelkenler suya iner. Okul müdürü eğer lider ise ezik değilse bir çay ısmarlar, velinin gönlünü hoş eder. Güzelce uğurlar. Varsa öğretmeninde kusur çağırır. Uyarır. Başkası fırçalayacağına kendisi fırçalar ama olayı orada kapatır. Bizim müdür ne mi yapmış. Velinin dediğine göre git demiş aha da orada cimer, aha da orada savcılık, aha da orada milli eğitim müdürlüğü git şikâyet et... Velim, ben de gaza geldim gittim üçünde de şikâyet ettim dedi. Pişmanım özür dilerim dedi. Ben yine okul müdürüme yakıştıramadım. Çünkü beni ayakta karşılıyor, toplantılarda örnek gösteriyor, odasına gittiğimde ikramda bulunuyor vs.

Odasına pardon makamına gittim. Sordum, gözlerinin içine baka baka sordum. Neden dedim, neden? Başım kalabalıktı uğraşmak istemedim dedi. Peki neden hedef gösterdiniz dedim, ıımmm, kkeeem kümmm...

Tamam, anladım bu okul da benim için bitmiştir dedim ve yine başka bir okula...

Gittiğim yeni okulda da akıllanmadım. Proje üstüne proje… Netice itibariyle yine benzer sorunlar ama ayrıntılı anlatmayacağım. Okul sıralamasını da süreci de kısmen tarihe göre vermiyorum ki kimse de zan altında kalmasın. Tek bir olay anlatacağım bu okulda. Okulumda robotik ve kodlama sınıfı açmak istiyorum. Büyükşehir Belediyesi de bu konuda referans belirtildiği ve ihtiyaç olduğu halde gelip her şeyi ayarlayıp, yerleştirip gidiyormuş. Ben de vekil bir velimize ulaştım. Sayın vekilim bana referans olursanız ben bu çocukları aldığım sertifikalarla yetiştirip yarışmalara hazırlayacağım dedim. Önce tamam dedi. Sonra defalarca aradım. Mesaj attım sürekli tamam tamam yaparız ederiz. vs . Bir gün bana watsaptan mesaj geldi. Sayın vekilimiz mesaj atmış. '' Yahu bu Selçuk Tütak da kim oluyor''...

Şaşırdım tabi. Ben de hiç bozuntuya vermeden sayın vekilim sizin yerinizde olmak istemezdim yazdım gönder tuşuna bastım. Sonrasında mı?

Ya kusura bakma hocccaaam, sen bizim için değerlisin. Çok kaliteli bir öğretmensin. Klavyenin kurbanı oldum. Vs vs. Her neyse de şunu merak ettiğim için soruyorum dedim. Kimseden makam istemedim, mevki istemedim, çıkar istemedim, şahsi bir istekte bulunmadım. Şu güzel ve zeki çocuklara daha güzel bir eğitim için çırpınıp duruyorum karşılığı bu cümle mi olmalıydı? dedim kapattım.

Bu konuyu da o okulun sayfası ile beraber kapattım. Sonra aklımda bir şimşek çaktı. Yoksa ben mi sorunluydum. Olabilir miydi olabilirdi. Herkes haksız olamazdı. Sorun bende miydi? Bu konuyu mantık çerçevesinde çözmem gerekiyordu. Bir seneme mal olsa da çözmeliydim artık. Yeni okuluma giderken bir karar aldım. Sorunun kimde olduğunu bulmam lazımdı. Sosyal deney planladım. Bir sene boyunca idare ne istediyse onu yaptım. Fazladan hiçbir şey yapmadım. Projelerden uzak kaldım. Anlamıyor havası verdim. Velilerime yüz vermedim. Öğrencilerle ilgilenmedim. Sadece resmi işlerimi yaptım. İşe gittim görevlerimi yaptım eve döndüm. İnanır mısınız ve inanın, hiçbir şekilde problem yaşamadım. Herkesle dost herkesle arkadaş şarkısının bir versiyonunu yaşadım. Toz pembe herşey, sorun yok, dert yok, soruşturma yok...OHHH MİİİSSSS...

Peki ben böyle mi devam etmeliydim? Salla başı al maaşı yani? Sizce?

Hatırlarsanız Alev Alatlı bir konuşmasında ''Her yasal hak, helâl değildir" demişti ya... İşte ben de bana tanınan yasal çerçevede salla başı al maaşı yaparsam hiçbir sorun yaşamayacağımı biliyordum. Peki bu yasal hak etik miydi, değildi. Bana emanet edilen yavrulara ve ülkeme nasıl ihanet edebilirdim ki? Öleyim daha iyi bu sorumsuzluğun vereceği ağırlıktan…

Sonunda şu kararı aldım. Her ne olursa olsun. Çalışmaya, üretmeye devam edeceğim. Bunu Allah rızası için yapacağım. Geleceğimiz gençlerimiz, çocuklarımız için yapacağım. Asla vazgeçmeyeceğim dedim. Hatta bir slogan bile buldum. ''Durmak yok, çalışmaya devam, herkese ve her şeye rağmen'' diye. Netice itibarıyla sevgili dostlar. Çok sıkıntıya maruz bırakıldım. Ödül beklerken ceza aldım. Projelerde ihanete uğradım, yarı yolda bırakıldım, senin adın benim adımın önüne geçti seni unutturalım teklifleriyle muhatap oldum. Emeklerim güya adalet sağlayıcılar tarafından zayi edildi. Otur, yat tekliflerini kabul etmeyince de mobbinge maruz kaldım.

Bana adalet sağlayıcılar tarafından ‘’evet sen haklısın ama üstlerimiz böyle istiyor’’ diye ceza verildi.

Hak, hukuk, adaletten yana hiç ama hiç umudum kalmadı. Tek umudum ve hedefim geride güzel bir miras bırakmaktır. İlk atandığım günkü öğrencilerim hala beni arayıp öğretmenler günümü kutluyorlarsa bu bize yeter de artar bile.

Hak yiyenler, üstünlük taslayıp adaletsiz davrananlar elbette vicdanen bedelini ödeyeceklerdir. Mahkeme-i Kübra’da hesaplaşacağımıza inanıyorum.

Bu arada hayatım hep böyle sıkıntılarla geçmedi. Çok güzel gelişmeler de oldu tabi. Hayatımın ilk ve tek başarı belgesini aldım mesela. O da belirlenmiş tarafsız kriterlere göreydi. Herkese açık şeffaf bir kıstas oluşunca vermek zorunda kaldılar. 10 puanla teşekkür veriliyordu. Benim 52 puanım vardı. İlk dönem buna rağmen vermediler. Gözümüzden kaçtı, idare yanlış yaptı, vs dediler. İkinci dönem gidip neden hakkımı vermiyorsunuz dedim. Öyle verdiler.

2019 yılında birçok STK tarafından yılın öğretmeni seçildim. Maarif nişanı ile ödüllendirdiler. Sayın bakanımız Ziya Selçuk ki Allah uzun ömürler versin çok kalitelidir kendisi. Çok uzadığı için ayrıntıya girmeyeceğim. Kayseri'de belki salonda bin kişi vardı. Elimi havaya kaldırarak senin kitapların masamda deyip taltifte bulunması, akabinde bakanlığımızın matematik özel sayısında Ali Nesin ve Maarit Rossi gibi efsane isimlerle bulunup Ya Da dergisinde çalışmalarıma yer verilmesi… Harika gelişmeler. Ayrıca benim durumumda olan üretmek isteyen, farklılığı ile benimkiyle benzer süreç yaşayan arkadaşlarımla Türkiye geneli bir oluşuma gittik. Çok mutlu olduk. Birbirimizi anlıyoruz. Onlarca proje yaptık beraber. Onlarca yazar öğretmen yetiştirdik. Kitap çıkaranlara öncülük ettik. Türkiye genelinde birçok yeni akıma öncülük ettik ve etmeye devam edeceğiz.

Son olarak ne diyelim. Durmak yok, çalışmaya devam... Herkese ve her şeye rağmen...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.