Kara tahta önünde, kara önlük içinde kara kuru çocuklardık… 

Her şey karaydı sınıfta hatta öyle ki yerdeki ahşap kaplama bile toz kalkmasın diye kara zift ile boyalıydı. Ama ya hayallerimiz işte onlar o tüm kararmışlığın içinde sayı boncuklarındaki renkler gibi rengarenkti.

 Umut doluyduk.  Çocukça umutlar… 

Nerden geldi bunlar aklıma, eski fotoğraflara bakınca bizim yıllarda meşhur olan, kara tahta önünde kara önlüklü fotoğrafımı görünce şairin de dediği gibi gözümde canlandı koskoca mazi…

Tüm bu kararmışlığın içinde bir de sınıfı enerjisi ve neşesi ile aydınlatan, bize rengarenk hayaller kurduran öğretmen vardı. Aslında öğretmen kelimesi benim için onu anlatmaya yetmiyordu ama ben de herkes gibi okula başlayınca ört-menim demeye başladım.

Okula gelmeden önce;

Daha küçük bir çocukken ben öğretmenleri büyücüye, sihirbaza benzetirdim. Düşünsenize hiçbir harfi bilmeden okula giden minik çocuklar aradan geçen kısa süre sonra okuyabiliyordu.

Buda yetmiyormuş gibi sayıları sanki sonsuza kadar sayabiliyorlardı. Halbuki daha birkaç ay önce hepsi bir, üç, beş, on diyebiliyordu. Bu olsa olsa büyü olabilirdi. Bunu da ancak sihirbazlar yapabilirdi. Bilmiyorum çocuk aklı ile izlediğim filmlerden mi etkileniyordum.

Ama benim gözümde öğretmenler; ulaşılamaz, etkileyici, ellerinde adeta sihirbazlar gibi sihirli değnek olan kimselerdi. Yoksa bu durum nasıl olabilirdi. Onca bilgiyi bu kadar kısa sürede çocukların beyinlerini açıp içine koyamayacaklarına göre geriye bir tek yol kalıyor o da öğretmenlerin sihirli güçleri.

Ben de minik yüreğim, minik aklım ile sihirbazım ile tanışacağım günü iple çekerdim, mahalleden çocuklar okula giderken.

Kara önlük, beyaz yaka, üç numara kafa…

Bu hayaller ile doluyken benim içinde okul zili çalmıştı. Sınıfta bekliyorum sihirbazım ile tanışmayı… Ben elinde sihirli değneği ile gelecek sanıyorum tabiî ki… Her zamanki gibi en sade haliyle girdi sınıfın kapısından, adını söyledi tanışmaya başladık. Yüzü gülüyor, tanıştığı her öğrencinin yanağından küçük bir makas alıyor, çekinmeden üç numara tıraşlı başları okşuyordu. Ama benim aklım hala sihirli değnekte.

Günler haftaları, haftalar ayları kovalıyor bir de bakmışım tüm sınıf gibi ben de okuma yapıyorum hatta güzel yazı yazıyorum, sayıları sayabiliyorum. Nasıl olur bu ortada sihirli değnek hala yok?

Acaba diyorum kendi kendime ört-men sihirli değneği bizden saklıyor mu? Sağına soluna bakıyorum çaktırmadan bir şey görünmüyor. Bazen yanıma yaklaştığında, benimle konuştuğunda bir şeyler hissediyorum ama ellerinde yine bir şey yok. Pür dikkat izlememe rağmen gözle görünür hiçbir şey bulamıyorum.

Ardından mucizeler gelmeye başlıyor. Adeta sınıfa “hokus pokus” yapılmış gibi. Tüm sınıf mucizelere imza atmaya başlıyor. Daha ilk yarıyıl bitmeye yakın tüm sınıf okuyor, yazıyor ve sayı sayabiliyor. İnanılması güç ama tablo bu işte. Ben hayranlık ile sihirbazımı izlemeye devam ediyorum. Kim bilir daha ne mucizeler yapacak diye…

Öğrencilik yıllarım hepsinde olmasa bile üzerimde emeği olan birçok öğretmenimde sihirli değneği aramakla geçti.

Takii günün birinde öğretmen olarak sınıfın kapısından içeri girene kadar…

Evet, mesleğin ilk heyecanını kısa sürede üzerimden attığım gün anlamıştım sihirli değneğin ne olduğunu.

Bu herkesin göremeyeceği öğretmen ile muhatabının bilebileceği sihirli değnek, gizil bir güç: Sevgi…

Öğretmenlik bir sevdadır. Hatta öyleki aşktır, tutkudur. Öğretmen yüreğindeki o sihirli değnek ile çocuklara iyiyi, doğruluğu ve dürüstlüğü öğretecek, çocukları eğitecek ve topluma kazandıracak kişidir. Öğretmen, başta öğrencisine, sonra çevresine, topluma hal ve hareketleriyle örnek olmak zorundadır. Marangozun ahşabı en iyi şekilde işlediği gibi öğretmen de öğrencisini en iyi şekilde yetiştirmelidir. Öğretmen, toplumdaki iyi ve kötülerden kendisini sorumlu hissetmelidir. Geleceğimiz olan yavrularımızı en güzel şekilde yetiştirmek adına gayret sarf edendir öğretmen.

Öğretmen, bilgisi ile birlikte sevgisini de ufkunu da öğrencisiyle paylaşandır.

Bu kadar yıllık meslek hayatımda sayısız defa tecrübe ettim ki başarının en önemli şartı sevgidir... Onlara değer verip, konuşmak, onları anlamaya ve dinlemeye çalışmak işin püf noktasıdır. Kendini sevdiremeyen öğretmen dersini sevdiremez. Örnek olmak zorundayız. Sözlerimiz ve davranışlarımız aynı olmalı.

Sevgisiz eğitim düşünülemez. Temelinde sevgi olmayan eğitim başarıya ulaşamaz. Sevgi faktörü öğrenmeyi kolaylaştıran en önemli unsurdur.

Bu vesile ile üzerimde sonsuz emekleri olan Sihirbaz Fatma Öğretmen’im ve diğer tüm öğretmenlerimin ellerinden öpüyorum.

Başta Sihirbaz Fatma Öğretmen’im olmak üzere yüreğinde sihirli değnek taşıyan tüm öğretmenlerin 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü kutluyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.