Erhan Ziya SANCAR

Erhan Ziya SANCAR

25 KASIMLARDA DA SEVECEK MISINIZ ÖĞRETMENİNİZİ

Bir öğretmenler günü daha geldi. Süslü sözlerle selamlar göndereceksiniz bize.

Ve öveceksiniz.

Ancak 25 Kasım'da dövecekseniz bir günlük saygı duruşunun bir anlamı kalıyor mu ki?

Beşiktaş'ta görev yapan bir okul müdürü olarak velilerime seslenirken onlara ‘evdeki öğretmenlerim’ diye hitap ederim.

Sık kullandığım cümleler; bizden iyi öğretmen istiyorsunuz,tamam, siz bana iyi anne baba verin, ben size en iyi öğretmeni vereceğim, derim.

Çünkü eğitim ailede başlar, okulda devam eder.

Anne babanın eğitemediğini eğitmek gerçekten zor..

Düzenlediğimiz babalar kahvaltılarında babalara tavsiyem ;çocukların annelerini çok sevin. Biz çocuklarınızla ilgileniriz ,mesajıdır.

Sevgili Velim;

Eğitimin üç tane sac ayağı vardır. Okul, öğretmen ve veli. Sorumluluğunuzu unutarak her şeyi okuldan bekleme hastalığına tutulmayın.

Son zamanlarda herkes her şeyi bir yerlere havale ediyor. Siz de üzerinize sorumluluk olarak yazılmış olan ebeveyn rolünüzü bir başkasına devretmeyin.

Zaten sizden başkası bu görevi hakkıyla yapamaz.

Okullar açıldıktan sonra bir daha okula, “Aman para isterler.” diye gitmiyorsunuz. Sakın bu hataya düşmeyin ve çocuğunuzla ilgili bilmeniz gereken her şeyi öğrenin. İlgili, sevgili, bilgili bir veli olun. İşe hangi sınıfta okuduğundan başlayabilirsiniz.

Çocuklarınız okula sağladıkları en ufak bir katkıdan sonra “Her yeri kirletebilirim.” diye bir duyguya kapılıyor onlara kirletmemeyi ve çevremizi temiz tutmayı öğretin.

Unutmayınız ki Japonya’da okullarda hizmetli yok .

Çocuklar aldıkları kötü kararların bedellerini kendileri ödüyorlar.

Temizliklerini kendileri yapıyorlar, kendi kirlettiklerini kendileri temizliyorlar.

Okuldaki her malzemede tüyü bitmemiş yetimin hakkı olduğunu ve onu korumak ve kollamanın çocuğunuzun birinci vazifesi olduğunu anlatın.

Okullarda verilen eğitim ülkemizde verilen en kaliteli eğitimdir.

Lütfen kafanızdan özel ve diğer kurumlar”Bu işi çok daha iyi yapıyorlar.” düşüncesini silin atın.

Milli Eğitimin öğretmenlerine güvenin ve bakış açınızı değiştirin. Aynı öğretmene özel kurslarda binlerce para vererek eğitim almaya çalıştığınızı unutmayın.

Okullarda bedava kurslar açılıyor ,öğrenci bulmakta zorlanıyoruz. Bedava demek kalitesiz demek değildir. Lütfen para ile yapılan daha kıymetlidir anlayışından derhal vazgeçin.

Eğitim sadece ders çalışmaktan ve soru çözmekten ibaret bir olgu değildir. Sosyal, kültürel, sportif veya müzikal bir alanda çocuğunuzun rahatlamasını sağlayın. Aksi takdirde bir bomba gibi patlayacaktır. Özel kurumların “Biz gereksiz dersleri vermiyor sürekli soru çözdürüyoruz.” yaklaşımıyla sizi kandırmalarına müsaade etmeyin.

Söz konusu devlet kurumları olunca cebinize akrep düşüyor ama özel kurumlara binlerce para vererek eğitim aldırıyorsunuz. Okulları dilenci durumuna düşürerek yapmanız gerekenlerden imtina etmeyin. Ufacık katkılarınızdan ne kadar mükemmel işler yapıldığını yerinde takip edin.

Okula geldiğiniz zaman Türkiye’de herkesin yaptığı gibi, “Eğitim değil mi canım her şeyi ben bilirim.” anlayışını bir kenara bırakarak ömrünü o işe vermiş kişilerden maksimum derecede istifade edin ve yapılan işe saygı duyun. Olumlu eleştirilerle ve yönlendirmelerle bizlere yardımcı olun. Unutmayınız rektör de olsanız, Milli Eğitim Bakanı da olsanız; okulda bir çocuğunuz var ise o okulda siz sadece veli rolünü oynamalısınız. Siz ebeveynsiniz ve ebeveyn John Wayne’nin ebesi değildir.

Çocuğunuz ne kadar çok kaynaktan beslenirse o kadar iyidir. Alınması gereken bir materyal varsa alın, yapılması gereken bir şey varsa yapın. Ama bu milyonluk cep telefonları olmasın. Ne kadar çok eğitime destek olan girdi olursa o kadar çok olumlu sonuç alınacaktır.

Okulda şiddet var gibi bir ön yargıya sahipsiniz. O yüzden olayın ne olduğunu bile anlamadan en ufak bir sorunda okulu basmaya geliyorsunuz.

Lütfen anlamadan, dinlemeden, ön yargılarda ve ön kabullerde bulunmayın hatayı da genellemeyin. Ha bir de meselenin ne olduğunu anlamadan şikayet etmeyin.

Haklısınız, yıllarca kara tahta kara kaplı not defteri ve asık suratlı öğretmen figürleriyle, para isteyen müdür tiplemeleri ile velilerimiz okullardan uzaklaştırıldı.

Ancak artık paradigma bu değil, bu akımın tersine dönüştürülmesi için bizlere destek olun.

Öğretmenlerimiz 40 dakikalık derste en az 50 kere “Susun!.” diyor. Demek ki çocuklarımız susmayı, başkasının hakkına girmenin ne demek olduğunu, nezaketi, eğitim almayı bilmiyor.

Bu anlamda her gün çocuklarımıza eğitim verin.Bir de evde şiddetle eğitilen çocuklar, okulda konuşmaktan anlamıyor. Lütfen çocuklarınıza şiddet uygulamayın. Çocuklarınıza susmayı öğretin onlar nasıl olsa bir gün konuşmayı öğrenecekler.Çocuklarımızda son güne ve son ana kadar bekletip öyle çalışmak denilen bir hastalık hâkim. Eğitimin bir süreç işi olduğunu ve her gün standart çalışmaların yapılması gerektiğini yaşam felsefesi haline getirin.Günlük 3 saat ders çalışan bir çocuğun Türkiye’de gidemeyeceği üniversite olmadığını unutmayın.

Ergenlik çağını abartmayın ve yapılan her hatayı buna bağlamayın. Çünkü bu sadece bir kaçış kapısıdır asıl soruna odaklanın ve çözüm yolları üretin. Öğretmenin nasihatlerini, zaman zaman sesini alçaltıp yükseltmesini, şiddet içermeyen ikazlarını, “Aman çocuğumuzun psikolojisini bozdu.” olarak değerlendirmeyin.

Kitap okumadan mevcut sınav sisteminde başarılı olmanın çok zor olduğunu anlayın ve mutlaka başta siz kitap okuyun ve okutun. Çünkü her ders için sorulan uzun sorular anlama, ayrıntıyı yakalama ve hızlı çözme üzerine kurulmaktadır. Bunu sağlayacak tek şey ders ve test kitabı dışındaki kitaplardır.

Rehber öğretmenlerden, sınıf öğretmenlerinden okul idaresinin bilgi birikiminden yararlanın, “Acele işim var.” bahanesiyle okullara ateş almaya gelmeyin.

Teknoloji çağındayız fakat onun sahibi değil kölesi gibi davranıyoruz. Yasaklayarak değil teknoloji ile yaşamayı öğrenerek doğru rehberlik yapın.Çocuklarımız akranları ile vakit geçirsinler, ekranları ile değil .

Hayatı bir ekran etrafında anlamlandırmamalıyız.

Çocukları okula getirirken “Eti senin kemiği benim, derisi Türk Hava Kurumu’nun ” diye getiriyorsunuz. Bu çok yanlış bir tabirdir. Biz kasap değiliz. Tamam bize güvendiğinizi ifade etmeye çalışıyorsunuz fakat bunu her an yanımızda olduğunuzu hissettirerek yapın ve sadece bizden beklemeyin.

Çocuklarınızın arkadaşının kim olduğu çok ama çok önemlidir. Onun sözü sizden daha etkilidir. O yüzden arkadaş seçimi ve gelişimini sıkı takip edin. Suç ve suça karışanların % 99’u “Ben arkadaş kurbanıyım.” demiştir aman ha unutmayın.

Sayın veli; canavar da melek de yetiştirmek elimizde fakat bizler

süper kahraman değiliz.

Gelin her açıdan paydaş olalım ve çocuklarımızı geleceğe birlikte hazırlayalım. Çünkü kaybedilecek ne bir ferdimiz ne de zamanımız var.

Müdür bey arkanızdayız diyorsunuz ya; korkuyoruz.

Arkamızda değil yanımızda durun.

Belki de pandemi, biz evde bir çocukla başa çıkamazken 40 dakikada 40 çocuğa laf anlatmaya çalışan öğretmenlerimizden birinin âhı ve gözyaşlarının sonucudur.

Bize karşı bu kadar acımasız olmayın.

Biz çocuk tebessümlerinin eczanelerde kapsül olarak satılmasını isteyen ikinci anne babalarız, öğretmenleriz.

Lütfen bize 24 kasımlarda övgü yağdırıp 25 kasımlarda sövgü yağdırmayınız.

Bizden de bir tebessümü esirgemeyiniz, vesselâm.

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Yorum yazarak topluluk şartlarımızı kabul etmiş bulunuyor ve tüm sorumluluğu üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan kamubiz.com İnternet Sitesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
4 Yorum
Erhan Ziya SANCAR Arşivi